DOLAR 47,5376 0.05%
EURO 54,7703 -0.09%
ALTIN 6.168,08-0,12
BITCOIN 30359441.3%
Ankara
30°

AÇIK

SABAHA KALAN SÜRE

İstanbul’da kükürt dioksit kirliliği 10 yılda yüzde 24 azaldı

İstanbul’da kükürt dioksit kirliliği 10 yılda yüzde 24 azaldı

İstanbul Teknik Üniversitesi (İTÜ) bilim insanlarının araştırması, enerji dönüşümü ve emisyon kontrol politikalarının etkisiyle İstanbul'da kükürt dioksit (SO₂) konsantrasyonunun 2016-2025 yılları arasında yaklaşık yüzde 24 azaldığını ortaya koydu.

ABONE OL
03/08/2026 11:53
İstanbul’da kükürt dioksit kirliliği 10 yılda yüzde 24 azaldı
0

BEĞENDİM

ABONE OL

İTÜ Uçak ve Uzay Bilimleri Fakültesinden Prof. Dr. Hüseyin Toros, İTÜ Avrasya Yer Bilimleri Enstitüsünden Öğretim Görevlisi Dr. Özkan Çapraz ve İTÜ Bilişim Enstitüsünden Dr. Öğretim Üyesi Nisa Özge Önal Tuğrul tarafından, İstanbul’da fosil yakıt kullanımından kaynaklanan hava kirliliği üzerine araştırma yapıldı.

Bu kapsamda araştırmacılar, 2016-2025 yılları arasında Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığı ile İstanbul Büyükşehir Belediyesine ait hava kalitesi izleme istasyonlarından elde edilen kükürt dioksit (SO₂) konsantrasyonu verilerini inceledi.

Araştırmaya göre, İstanbul genelindeki ortalama SO₂ konsantrasyonu 2016 yılında yaklaşık 5,4 mikrogram/metreküpten 2025 yılında yaklaşık 4,1 mikrogram/metreküpe gerileyerek yaklaşık yüzde 24 azaldı. Bilim insanları, şehir genelindeki bu düşüş eğiliminin istatistiksel olarak anlamlı olduğunu belirledi.

Araştırmada, yıllık ortalamaların geçmişte İstanbul hava kirliliğinin temel göstergelerinden biri olan SO₂’nin günümüzde çok daha düşük seviyelerde seyrettiğini ortaya koyduğu ifade edildi.

İstasyon bazında yapılan değerlendirmede ise çoklu karşılaştırma düzeltmeleri sonrasında yalnızca Kandilli istasyonunda anlamlı azalma tespit edilirken, diğer istasyonlarda değişimin istatistiksel açıdan belirgin olmadığı belirlendi. Çalışmada ayrıca, şehir genelindeki azalmanın İstanbul’un tüm bölgelerinde aynı düzeyde gerçekleşmediği saptandı.

Kükürt dioksit öğleden sonra en yüksek değerlere ulaşıyor

Araştırmada, SO₂ konsantrasyonlarının mevsimsel değişimi de incelendi. Buna göre, şehir genelinde kış dönemindeki ortalama SO₂ seviyesi yaklaşık 4,9 mikrogram/metreküp olurken, yaz döneminde bu değer yaklaşık 3,8 mikrogram/metreküp olarak ölçüldü.

Araştırmacılar, kış aylarında artan konut ısınmasıyla birlikte düşük rüzgar hızı ve sıcaklık terselmesi gibi meteorolojik koşulların kirleticilerin atmosferde birikmesini kolaylaştırdığını, kış ve yaz dönemleri arasındaki farkın ise istatistiksel olarak yüksek düzeyde anlamlı olduğunu belirledi.

Çalışmada, hafta içi ve hafta sonu karşılaştırmalarında ise şehir genelinde anlamlı bir farklılık görülmedi. SO₂ konsantrasyonlarının hafta içi ve hafta sonunda birbirine oldukça yakın seviyelerde seyrettiği belirlenirken, bu durumun kirleticinin büyük ölçüde trafikten ziyade konut ısınması gibi trafik dışı kaynaklardan etkilendiğini gösterdiği ifade edildi.

Araştırmada gün içindeki değişimler de analiz edildi. Buna göre, SO₂ konsantrasyonlarının gece ve sabahın erken saatlerinde en düşük seviyelerde olduğu, gün içerisinde ise yükselerek öğleden sonra en yüksek değerlere ulaştığı belirlendi.

2018’de belirgin şekilde gerileme görüldü

Çalışmada, şehir genelinde 2016 ve 2017 yıllarında 5 mikrogram/metreküpün üzerinde seyreden ortalamanın 2018’de belirgin şekilde gerileyerek 4 mikrogram/metreküp seviyesine düştüğü tespit edildi.

2019 ve 2021 yıllarında sınırlı artışlar yaşansa da genel düşüş eğiliminin korunduğu tespit edilen araştırmada, 2022, 2023 ve 2024 yıllarında şehir ortalamasının 4 mikrogram/metreküpün altında seyrettiği, 2025 yılında sınırlı bir yükseliş görülmesine rağmen değerlerin araştırma döneminin başlangıcına göre belirgin biçimde daha düşük kaldığı değerlendirildi.

Öte yandan “İstanbul’da SO₂ Konsantrasyonlarının Zamansal Değişimi (2016-2025)” başlıklı çalışma, Journal of Research in Atmospheric Science dergisinde yayımlandı.

“1992’de 200 mikrogramın üzerinde olan kükürt dioksit seviyesinin yüzde 5’lere inmesi önemli bir gelişme”

İTÜ Uçak ve Uzay Bilimleri Fakültesi İklim Bilimi ve Meteoroloji Mühendisliği Bölümü Başkanı Prof. Dr. Hüseyin Toros, kükürt dioksitin atmosferdeki önemli kirleticilerden biri olduğunu ve dünyanın birçok ülkesinde düzenli olarak ölçüldüğünü açıkladı.

“Kükürt yönünden havamızın temiz olduğunu görüyoruz”

Dünya Sağlık Örgütü ile Türkiye ve Avrupa’daki günlük sınır değerin metreküpte 40 mikrogram olduğunu kaydeden Toros, “İstanbul’da ölçülen değerler bunun çok altında. Kükürt yönünden havamızın temiz olduğunu ve sağlığımızın bu kirleticiden daha az etkilendiğini görüyoruz.” dedi.

Toros, Uluslararası Denizcilik Örgütünün (IMO) 2020 yılında yürürlüğe koyduğu düşük kükürtlü yakıt uygulamasının da hava kalitesine katkı sağladığını belirterek, İstanbul Boğazı’ndan yılda yaklaşık 40 ila 50 bin büyük geminin geçtiğini aktardı.

Bu gemilerin büyük enerji sistemlerine sahip olduğunu dile getiren Toros, kullanılan yakıtın iyileştirilmesi sayesinde Boğaz’dan kaynaklanan kükürt emisyonlarının da azaldığını ifade etti.

Tüm istasyonlarda değerler günlük sınırın altında

Prof. Dr. Toros, kükürt dioksit seviyelerinin ilçelere göre farklılık gösterebildiğini, bunun trafik yoğunluğu, sanayi faaliyetleri ve rüzgarın yönü gibi meteorolojik koşullara bağlı olarak değiştiğini belirtti.

Kentteki tüm hava kalitesi izleme istasyonlarında ölçülen değerlerin metreküpte 10 mikrogramın altında olduğuna işaret eden Toros, “Günlük sınır değer 40 mikrogram. İstanbul’daki tüm istasyonlarda bunun çok altında değerler ölçülüyor. Bu da İstanbul açısından sevindirici bir tablo ortaya koyuyor.” ifadelerini kullandı.

Vatandaşların hava kalitesi verilerini internet siteleri ve cep telefonu uygulamalarından anlık takip edebileceğini bildiren Toros, özellikle hassas grupların kirliliğin arttığı dönemlerde gerekli önlemleri almasının önem taşıdığına dikkati çekti.

Doğal gaz kullanımı ve binalarda yalıtım hava kalitesini iyileştiriyor

Toros, kömür kullanımının azalmasının hava kalitesindeki iyileşmede önemli rol oynadığına, doğal gazın yaygınlaşmasının kükürt dioksit emisyonlarını büyük ölçüde düşürdüğüne işaret etti.

Bazı bölgelerde düşük kaliteli kömür, atık yağ ve plastik gibi uygun olmayan yakıtların kullanılmasının hava kirliliğini artırdığına dikkati çeken Toros, “Ne bulursak yakmak son derece yanlış. Mümkün olduğunca kaliteli yakıt kullanılmalı. Bugün kullanılabilecek en temiz yakıtlardan biri doğal gaz.” dedi.

Prof. Dr. Toros, enerji verimliliğinin de hava kalitesine katkı sağladığını, binalarda yalıtımın güçlendirilmesi, güneş ışınlarının uygun yöntemlerle kontrol edilmesi ve klimaların 24 derecenin altında çalıştırılmamasının hem enerji tüketimini hem de dolaylı olarak hava kirliliğini azaltacağını sözlerine ekledi.

Kükürt dioksitin başlıca kaynaklarının fosil yakıtların yakılması olduğunu belirten Toros, özellikle dizel yakıtlar, fuel-oil, sanayi tesisleri, gemiler ve mazotlu araçlardan atmosfere kükürt bileşiklerinin yayıldığını kaydetti.

Toros, gaz halindeki kükürt dioksitin solunum yoluyla insan vücuduna girdiğini, atmosferdeki parçacıklarla birleşerek ince partikül maddeye de dönüşebildiğini, bunun solunum sistemi başta olmak üzere akciğerler ve kalp-damar sistemi üzerinde olumsuz etkiler oluşturabildiğini ifade etti.

Kükürt dioksitin yalnızca insan sağlığını değil çevreyi de etkilediğine dikkati çeken Toros, atmosferde su buharıyla birleşerek sülfürik asit oluşturduğunu, bunun da ormanların ve tarihi yapıların zarar görmesine yol açabildiğini anlattı.

Prof. Dr. Toros, İstanbul’da yürüttükleri çalışmanın amacının hava kirliliğine ilişkin farkındalığı artırmak olduğunu, son 10 yılda kentteki kükürt dioksit seviyelerinin nasıl değiştiğini incelediklerini aktardı.

İstanbul’da özellikle 1990’lı yıllarda hava kirliliğinin çok daha yüksek seviyelerde olduğunu vurgulayan Toros, “1992 yılında İstanbul’da kükürt dioksit değerleri metreküpte 200 mikrogramın üzerindeydi. Doğal gaza geçiş, sanayideki iyileşmeler, daha verimli yakıt kullanımı ve teknolojik gelişmeler sayesinde bugün bu değer yaklaşık 5 mikrogram seviyesine kadar düştü. 200’lerden 5’lere inmiş olması son derece önemli bir gelişme.” değerlendirmesini yaptı.

“Kükürt yönünden havamızın temiz olduğunu görüyoruz”

Dünya Sağlık Örgütü ile Türkiye ve Avrupa’daki günlük sınır değerin metreküpte 40 mikrogram olduğunu kaydeden Toros, “İstanbul’da ölçülen değerler bunun çok altında. Kükürt yönünden havamızın temiz olduğunu ve sağlığımızın bu kirleticiden daha az etkilendiğini görüyoruz.” dedi.

Toros, Uluslararası Denizcilik Örgütünün (IMO) 2020 yılında yürürlüğe koyduğu düşük kükürtlü yakıt uygulamasının da hava kalitesine katkı sağladığını belirterek, İstanbul Boğazı’ndan yılda yaklaşık 40 ila 50 bin büyük geminin geçtiğini aktardı.

Bu gemilerin büyük enerji sistemlerine sahip olduğunu dile getiren Toros, kullanılan yakıtın iyileştirilmesi sayesinde Boğaz’dan kaynaklanan kükürt emisyonlarının da azaldığını ifade etti.

Tüm istasyonlarda değerler günlük sınırın altında

Prof. Dr. Toros, kükürt dioksit seviyelerinin ilçelere göre farklılık gösterebildiğini, bunun trafik yoğunluğu, sanayi faaliyetleri ve rüzgarın yönü gibi meteorolojik koşullara bağlı olarak değiştiğini belirtti.

Kentteki tüm hava kalitesi izleme istasyonlarında ölçülen değerlerin metreküpte 10 mikrogramın altında olduğuna işaret eden Toros, “Günlük sınır değer 40 mikrogram. İstanbul’daki tüm istasyonlarda bunun çok altında değerler ölçülüyor. Bu da İstanbul açısından sevindirici bir tablo ortaya koyuyor.” ifadelerini kullandı.

Vatandaşların hava kalitesi verilerini internet siteleri ve cep telefonu uygulamalarından anlık takip edebileceğini bildiren Toros, özellikle hassas grupların kirliliğin arttığı dönemlerde gerekli önlemleri almasının önem taşıdığına dikkati çekti.

Doğal gaz kullanımı ve binalarda yalıtım hava kalitesini iyileştiriyor

Toros, kömür kullanımının azalmasının hava kalitesindeki iyileşmede önemli rol oynadığına, doğal gazın yaygınlaşmasının kükürt dioksit emisyonlarını büyük ölçüde düşürdüğüne işaret etti.

Bazı bölgelerde düşük kaliteli kömür, atık yağ ve plastik gibi uygun olmayan yakıtların kullanılmasının hava kirliliğini artırdığına dikkati çeken Toros, “Ne bulursak yakmak son derece yanlış. Mümkün olduğunca kaliteli yakıt kullanılmalı. Bugün kullanılabilecek en temiz yakıtlardan biri doğal gaz.” dedi.

Prof. Dr. Toros, enerji verimliliğinin de hava kalitesine katkı sağladığını, binalarda yalıtımın güçlendirilmesi, güneş ışınlarının uygun yöntemlerle kontrol edilmesi ve klimaların 24 derecenin altında çalıştırılmamasının hem enerji tüketimini hem de dolaylı olarak hava kirliliğini azaltacağını sözlerine ekledi.

Bu yazı yorumlara kapatılmıştır.

CANLI