14 Temmuz 2026 Salı
Macarlar Mahallesi’ndeki bir arazide henüz bilinmeyen bir nedenle yangın çıktı.
Araziden ormanlık alana sıçrayan yangını söndürmek için bölgeye Orman Bölge Müdürlüğü ekipleri sevk edildi.
Ekiplerin yangını söndürmek için havadan ve karadan müdahalesi sürüyor.
Katar Emirlik Divanından yapılan açıklamaya göre Trump, görüşmede Emir Şeyh Temim’e, hayatını kaybeden babası Emir Şeyh Hamed bin Halife Al Sani’nin vefatı dolayısıyla taziyelerini iletti.
Emir Şeyh Temim de Trump’a taziye dilekleri dolayısıyla teşekkür etti.
Katar Emirlik Divanından yapılan açıklamada, uzun süredir tedavi gören Şeyh Hamad bin Halife Al Sani’nin 74 yaşında vefat ettiği açıklanmış ve Doha’daki Lusail Mezarlığı’nda toprağa verilmişti.
Öte yandan Eski Katar Emiri Şeyh Hamed bin Halife Al Sani’nin vefatı nedeniyle ülke genelinde 4 günlük resmi yas ilan edilmişti.
Katar Emiri olarak 1995-2013 döneminde görev yapan Şeyh Hamad bin Halife Al Sani, 2013 yılında yönetimi oğlu Şeyh Temim bin Hamad Al Sani’ye devretmişti.
Diplomatik kaynaklar, yaklaşık 9 ay önce Yunanistan’a gittikten sonra kendisinden haber alınamayan Taner Balat’ın durumuna ilişkin Dışişleri Bakanlığınca gerekli girişimlerde bulunulduğunu bildirerek şunları kaydetti:
“Taner Balat isimli kayıp vatandaşımızın akıbeti hakkında Atina Büyükelçiliğimizce Yunanistan Dışişleri Bakanlığından 2025 ve 2026 yıllarında iki ayrı nota ile bilgi talebinde bulunulmuştur. Yunan tarafı, cevabi notasında, Taner Balat hakkında herhangi bir bilgileri olmadığını bildirmiş; konu hakkında kayıp vatandaşımızın ailesine de bilgi verilmiştir.”
Kaynaklar, Türkiye’nin Gümülcine Başkonsolosluğunun da kayıp vatandaşın durumu hakkında Doğu Makedonya ve Trakya Bölgesi Emniyet Müdürlüğü nezdinde de girişimlerde bulunduğunu, ancak bunlar neticesinde de bir bilgi edinilemediğini aktardı.
Türkiye’nin Gümülcine Başkonsolosluğunun, Kumçiftliği (Orestiada) bölgesinde Balat hakkında yayınlanan kayıp ilanının yerel basında yer almasını sağladığını ve konu hakkında yerel basında haberler de yayınlandığını belirten kaynaklar, “Kayıp ilanının Batı Trakya Türk Azınlığı (Rodop, İskeçe ve Meriç illeri) kurum ve kuruluşları ile Gümülcine ve İskeçe Seçilmiş Müftülüklerine de iletilerek, köyler ve mahallelerde paylaşıldığını ancak bir sonuca ulaşılamadığını” belirtti.
Kaynaklar, Gümülcine Başkonsolosluğunun görev bölgesindeki cezaevleri ve göçmen merkezleriyle düzenli aralıklarla temas etmesi ve bilgi talebinde bulunmasına rağmen somut bilgiye ulaşılamadığını ifade ederek, ailenin bu süreçte düzenli olarak bilgilendirildiğini dile getirdi.
Diplomatik kaynaklar, “Gümülcine Başkonsolosluğumuzca tüm azınlık kurum ve kuruluşları nezdinde dikkate getirilen kayıp ilanları sonucunda adı geçenin akıbeti hakkında bir ipucuna rastlanamamıştır.” ifadesine yer verdi.
AK Parti Siyasi ve Hukuki İşler Başkanlığı tarafından, parti genel merkezinde “Siyasi ve Hukuki Yönleriyle Onuncu Yılında 15 Temmuz Sempozyumu” düzenlendi.
Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, sempozyuma yazılı mesaj gönderdi.
Erdoğan mesajında, 15 Temmuz hain darbe girişiminin farklı yönleriyle ele alınacağı bu önemli sempozyumu düzenleyen Siyasi ve Hukuki İşler Başkanlığını, organizasyonda emeği geçenleri tebrik ederek, “Sempozyumda serdedilecek fikir ve beyanların, burada yapılacak değerlendirmelerin birlik ve beraberliğimizi daha da güçlendirmesini, 15 Temmuz kalkışmasının, tüm unsurlarıyla, nasıl sinsi bir yapılanmanın ürünü olduğunu açık ve net ortaya koymasını temenni ediyorum.” ifadelerine yer verdi.
15 Temmuz gecesi devletin istiklali, milletin istikbali uğruna canlarını feda eden 253 şehidin her birini rahmetle yad eden Erdoğan, kahraman gazilere de şükranlarını sundu, her birine hayırlı ve sağlıklı ömürler diledi.
Cumhurbaşkanı Erdoğan, şunları kaydetti:
“‘Hizmet’ diyerek, ‘himmet’ diyerek, ‘eğitim’ diyerek milletimizin halisane duygularını 40 yıl boyunca istismar eden ihanet şebekesinin asıl niyeti, 15 Temmuz gecesi ortaya çıkmıştır. Ancak darbe girişiminin aziz milletimizin direnişiyle başarıyla püskürtülmesi, Türkiye’nin önünde yepyeni bir sayfa açmıştır. Türkiye, hem devletin kılcallarına kadar sızan sinsi bir terör örgütünden kurtulmuş, hem de demokrasisini güvence altına alacak adımlar atmıştır. Hiç şüphesiz bunların en başında yeni yönetim sistemimiz vardır. Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi ile milletimizin yaklaşık iki asırdır süren yönetim modeli arayışı cevabını bulmuştur.
Çift başlılığı ortadan kaldıran, karar alma süreçlerini hızlandıran ve devletin etkinliğini artıran yeni sistem sayesinde Türkiye’nin şoklara karşı direnci artmış, siyasi istikrarı kurumsallaşmış, kriz yönetim kapasitesi daha önce hiç olmadığı kadar güçlenmiştir. Yeni sistemin ülkemize sağladığı avantajlar, Rusya-Ukrayna savaşından koronavirüs salgınına, 6 Şubat depremlerinin yaralarının sarılmasından en son İran merkezli krize kadar her alanda görülmüştür. Devlet ve millet olarak, bu tarihi kazanımları koruyarak Türkiye’yi hak ettiği seviyelere ulaştırmakta kararlıyız. FETÖ’yle mücadele noktasında ise asla geri adım atmayacak, Türkiye düşmanlarına taşeronluk yapan bu ihanet şebekesiyle hukuk içinde mücadelemizi sürdüreceğiz. Yeni 15 Temmuzların yaşanmaması için var gücümüzle çalışacağız.”
AK Parti Genel Başkan Yardımcısı Hayati Yazıcı da sempozyumda yaptığı konuşmada, “15 Temmuz, demokrasi ile vesayet, hukuk ile silah, milli irade ile cunta zihniyeti arasındaki tarihi mücadelenin en açık tezahürlerinden biridir.” ifadesini kullandı.
15 Temmuz darbe girişiminin Türkiye’nin siyasi tarihinde karşılaştığı en ağır, en hain, en kanlı darbe girişimi olduğunu belirten Yazıcı, “15 Temmuz, FETÖ terör örgütünün doğrudan milletimizi, Türkiye Cumhuriyeti’ni, Sayın Cumhurbaşkanı’mızı, hükümetimizi, bayrağımızı, vatanımızı, ülkemizi hedef alan alçak ve gaddar darbe girişiminin adıdır.” diye konuştu.
Yazıcı, 15 Temmuz gecesinin her yönüyle bir vahşet gecesi olduğunu dile getirerek, “Ama aynı zamanda milletin iradesine vurulmak istenen zincirlerin parçalandığı, demokrasiye yöneltilen namluların milletimizin cesareti karşısında sustuğu, bağımsızlığımıza kasteden karanlık senaryoların bozguna uğratıldığı kutlu bir direnişin adıdır. Genel Başkanımız ve Cumhurbaşkanımız Sayın Recep Tayyip Erdoğan’ın ‘Milletimizi meydanlara davet ediyorum’ çağrısıyla milyonlarca vatandaşımız hiçbir tereddüt göstermeden sokaklara çıkmış ve aziz vatanımızı, kutlu bayrağımızı canı pahasına korumuş ve kollamıştır. O gece yazılan destanın kahramanı aziz milletimizdir, aziz şehitlerimizdir, kahraman gazilerimizdir. Milletimiz o gece gerçekten demokrasiyi ne kadar içselleştirmiş olduğunu emsalsiz bir şekilde ortaya koymuştur.” değerlendirmesini yaptı.
Anayasa’da yer alan “Egemenlik, kayıtsız şartsız milletindir” hükmüne işaret eden Yazıcı, “Devletin meşruiyet kaynağı, millet iradesidir. Hiçbir güç veya vesayet odağının milli iradenin üzerinde olamayacağını ilan eden en güçlü demokratik ilkedir. Bu ilke, milletin iradesine yönelen her türlü müdahaleye karşı ortak duruşumuzun, demokrasiye bağlılığımızın en sarsılmaz güvencesidir.” dedi.
Yazıcı, AK Parti iktidarlarının, Cumhurbaşkanı Erdoğan liderliğinde şartlar ne olursa olsun, milli iradeyi devre dışı bırakan olaylar karşısında büyük bir şuur ve sorumlulukla hareket ettiğinin altını çizerek, “O gece milyonlarca vatandaşımızın ortak paydada buluşması, Türk demokrasisinin en önemli kazanımlarından biridir.” diye konuştu.
AK Parti teşkilatlarının, milletle devlet arasında kurulan güçlü bağın en canlı temsilcisi olduğuna işaret eden Yazıcı, bir an bile tereddüt etmeden darbe girişiminin bastırılmasında ve sonrasındaki demokrasi nöbetleri ile bu güçlü duruşunu perçinlediğini vurguladı.
Yazıcı, AK Parti’nin, kuruluşundan itibaren gücünü milletten alan bir siyasi hareket olduğunu ifade ederek, “Partimiz, milletimizle birlikte omuz omuza kurulmuştur. AK Parti’nin pusulası daima milletten yana olmuştur. Milletimiz ne sınav verdiyse teşkilatlarımız da daima milletimizin yanında saf tutmuştur, tutmaya devam edecektir. Milletimiz basiret ve ferasetiyle, sağduyusuyla ne kadar asil bir millet olduğunu, demokrasinin yalnızca sandıkta değil, gerektiğinde canı pahasına savunulacağını tüm dünyaya göstermiştir.” açıklamasında bulundu.
“Bizlere düşen en büyük sorumluluk 15 Temmuz’u sadece anmak değil, o ruhu diri tutmak, birlik ve beraberliğimizi güçlendirmek, milli iradeye her şartta sahip çıkmak ve bu kutlu emaneti gelecek nesillere aktarmaktır” ifadelerini kullanan Yazıcı, 15 Temmuz ruhunun yalnızca bir gecenin değil, bağımsızlığından asla taviz vermeyen bir milletin sarsılmaz iradesinin adı olduğunu söyledi.
AK Parti Genel Başkan Yardımcısı Yazıcı, şunları kaydetti:
“Bugün yalnızca on yıl önce yaşadığımız büyük bir ihanetin yıl dönümünü anmak için burada değiliz. O gecenin bize yüklediği tarihi sorumluluğu da yeniden hatırlamalı ve asla unutmamalıyız. Darbelerin geri püskürtülmesi, başarısızlığa uğratılması kadar darbeci zihniyetin ortaya koyduğu mekanizmalara ve uygulamalara da son vermek zorundayız. Vesayet mekanizmaları, millet iradesini sınırlandıran uygulamalar ve darbecilerin oluşturduğu kurumsal miras da aynı şekilde bertaraf edilmesi gereken bir zarurettir. Bu bağlamda yeni ve sivil anayasa konusu, 15 Temmuz gecesi canını ortaya koyan aziz milletimize karşı yerine getirilmesi gereken tarihi bir vefa borcudur diye düşünüyoruz. Ülkemizi darbe anayasası ayıbından kurtararak tamamen yeni, sivil, demokratik, özgürlükçü bir toplum sözleşmesine kavuşturmak hepimizin ortak sorumluluğu olmalıdır. Bugün Türkiye’nin halen darbe dönemlerinin izlerini taşıyan bir anayasa ile yönetiliyor olması elbette kabul edilebilir bir durum değildir.”
1982 Anayasası’nın temelinde özgürlükleri genişletme iradesi değil, vesayet odaklarına kapı aralayan bir anlayışın egemen olduğunu kaydeden Yazıcı, “15 Temmuz gecesi milletimiz çok açık bir mesaj vermiştir: Bu devletin gerçek sahibi millettir. Bu ülkenin geleceğine yalnızca millet karar verir. Tüm siyasi partilere düşen görev de, milletimizin meydanlarda yazdığı demokrasi destanını anayasal zemine taşımak olmalıdır. Milli iradeyi merkeze alacak olan yeni anayasa, Türkiye Yüzyılı’nı inşa ederken bizim en büyük dayanağımız olacaktır.” değerlendirmesinde bulundu.
Yazıcı, Türkiye’nin artık darbelerle yön verilen değil, milletin iradesiyle istikamet çizen bir ülke olduğunu vurgulayarak, “Cumhuriyet’imizin ikinci yüzyılında hedefimiz; vesayet izlerini silen, hak ve özgürlükleri güvence altına alan, meşruiyetini doğrudan milletten alan, sivil ve kuşatıcı bir anayasa ile Türkiye Yüzyılı’nı daha güçlü şekilde inşa etmek olmalıdır.” diye konuştu.
AK Parti Siyasi ve Hukuki İşler Başkanlığı olarak darbe girişimini, siyasi ve hukuki yönleriyle ele almak, demokratik hafızayı güçlendirmesi açısından vesayetle mücadele tecrübesini ortaya koymak ve geleceğe ilişkin siyasal ve hukuki bir perspektif üretmek amacıyla bu sempozyumu düzenlediklerini bildiren Yazıcı, “Cumhurbaşkanı’mızın tarihi çağrısı, aziz milletimizin cesareti ve şanlı direnişi ile geçit verilmeyen 15 Temmuz darbe teşebbüsü karşısında ortaya konulan bu asil duruşun, siyasal hafızaya kurumsal olarak aktarılmasına büyük önem veriyoruz.” dedi.
Yazıcı, bugün burada yapılacak değerlendirmenin, Türkiye’nin demokratik birikimine değerli katkılar sunacağına inandığını ifade etti.
Sempozyum, 15 Temmuz gecesi TBMM Başkanı olarak görev yapan İsmail Kahraman ile dönemin Başbakanı Binali Yıldırım, İçişleri Bakanı Efkan Ala, AK Parti Genel Merkez Teşkilat Başkanı Mustafa Ataş’ın konuşmalarıyla devam edecek.
AB Komisyonu tarafından hazırlanan “AB’de Demografik Dönüşüm: Değişimi Anlamak ve Sonuçlarına Uyum Sağlamak” başlıklı rapor yayımlandı.
Raporda, AB nüfusunun 1960 yılında 354,5 milyon seviyesinde olduğu anımsatılarak bunun 2025 yılı başında 450,6 milyona ulaştığı, nüfus artış hızının ise son yıllarda belirgin şekilde yavaşladığı belirtildi.
AB nüfusunun 2029 yılında 453,3 milyon kişiyle zirveye ulaşmasının öngörüldüğüne dikkatin çekildiği raporda, bunun ardından ise uzun süreli düşüş sürecine girilmesi beklendiği kaydedildi.
Raporda, Birlik nüfusunun 2050’de yaklaşık 445 milyona, 2100 yılında ise 398,8 milyona gerileyerek bugünkü seviyesinin yaklaşık yüzde 11,7 altına ineceği tahmin edildi.
AB’de doğum ve ölüm farkı olan doğal nüfus artışının 2012 yılından bu yana negatif olduğu hatırlatılan raporda, son yıllardaki nüfus artışının büyük ölçüde göçten kaynaklandığı aktarıldı.
Raporda, Avrupa’nın hızla yaşlandığına da dikkati çekilerek, AB’de ortanca yaşın 2025 itibarıyla 44,9’a yükseldiği bildirildi.
AB’de en genç nüfus yapısına sahip ülkenin 39,6 ortanca yaş ile İrlanda olduğu belirtilen raporda, en yaşlı nüfusa sahip ülkenin ise 49,1 ortanca yaş ile İtalya olduğu kaydedildi.
Yaşlanma eğiliminin gelecek yıllarda daha da hızlanacağına dikkatin çekildiği raporda, ortanca yaşın 2100 yılına kadar 51,5’e çıkmasının beklendiği, bugün nüfusun yaklaşık beşte birini oluşturan 65 yaş ve üzerindekilerin payının 2050’de üçte bire yaklaşacağı ifade edildi.
Raporda, 80 yaş ve üzerindeki nüfusun oranının ise mevcut yüzde 6 seviyesinden 2100 yılında yüzde 15’in üzerine çıkacağı öngörüldü.
2025 yılında AB’de her 100 çalışma çağındaki kişiye karşılık 34 yaşlı düştüğü anımsatılan raporda, bu oranın 2050 yılında 50’nin üzerine çıkacağı, 2100 yılına gelindiğinde ise 60’ı aşacağı tahmin edildi.
Raporda, doğuşta beklenen yaşam süresinin sağlık hizmetleri ve yaşam koşullarındaki iyileşmeyle birlikte 2024 yılında 81,5 yıla yükseldiği hatırlatıldı.
Kadınlarda ortalama yaşam süresinin 84,1 yıl, erkeklerde ise 78,9 yıl olduğu ifade edilen raporda, 2100 yılına kadar kadınlarda yaşam süresinin 90 yılı, erkeklerde ise 86 yılı aşmasının beklendiği kaydedildi.