Türk savunma sanayisinde “kuantum” dönemi
Cumhurbaşkanlığı Savunma Sanayii (SSB) Başkanı Haluk Görgün, "Kritik teknolojilerde dışa bağımlılık, yalnızca bir tedarik meselesi değil, egemenliğin aslında sessizce devredilip devredilmemesi meselesidir." dedi.
Savunma Sanayii Başkanlığının (SSB) ev sahipliğinde, Yükseköğretim Kurulu (YÖK) Başkanı Prof. Dr. Erol Özvar, üniversite rektörleri, akademisyenler ve sektör paydaşlarının katılımıyla "SSB Kuantum Programı Tanıtımı" gerçekleştirildi.
Programın açılışında konuşan Görgün, Kuantum Programı ile savunma sanayinin geleceğine, Türkiye'nin teknolojik bağımsızlığına ve önümüzdeki dönemin güvenlik mimarisine dair güçlü bir vizyon ortaya koyduklarını söyledi.
Kuantum teknolojilerinin teorik bir bilim alanı olmanın ötesine geçerek stratejik bir kabiliyet alanına dönüştüğüne işaret eden Görgün, hesaplama, algılama ve haberleşme alanlarında ortaya çıkan yeni nesil kabiliyetlerin savunma sanayinin geleceğini doğrudan etkilediğini vurguladı.
Kuantum teknolojilerinin kriptolojiden optimizasyona, veri analizinden simülasyona ve sinyal bağımsız navigasyon sistemlerine kadar geniş bir yelpazede stratejik kabiliyetler sunduğunu anlatan Görgün, bu alanda dünya ile bir yarış içinde olduklarını belirtti.
Savunma sanayinde elde edilen birikimin ve modelin dünyada yakından takip edildiğini aktaran Görgün, şunları kaydetti:
"Farklı stratejiler, farklı yol haritaları, farklı çevik yaklaşımlarla kendi önceliklerimizi gözeterek insan kıymetimizi yeteneklerimizi geliştirerek ve yatırımlarımızı buna göre yönlendirerek yapmak zorundayız. Kritik teknolojilerde dışa bağımlılık, yalnızca bir tedarik meselesi değil, egemenliğin aslında sessizce devredilip devredilmemesi meselesidir. Savunma Sanayii Başkanlığında biz bunu çok iyi biliyor ve çok iyi tecrübe ediyoruz. İşte özellikle son 20 yılda Sayın Cumhurbaşkanımızın liderliğinde bizlere verdiği sorumluluk, motivasyon ve güven ile birlikte, biz bu dışa bağımlılığı azaltıyoruz. Yeni teknolojileri kendimize özgün yaklaşımlarla sahada güvenlik güçlerimizden aldığımız saha bilgilerini hızlı bir şekilde kıymetlendirerek ürüne dönüştürerek ve geliştirerek bu egemenliğimizin devredilmemesi hususunda gayretle çalıştık, ürettik ve üretmeye devam ediyoruz."
"Yalnızca ayakta kalmaya çalışmak strateji olamaz"
Haluk Görgün, SSB'nin AR-GE ve strateji çalışmalarını belirlerken ekosisteminde bulunan tüm paydaşların bütün yeteneklerini en iyi şekilde kullanılabilecek şekilde planlama yaptığını belirtti.
Savunma sanayindeki dışa bağımlılıkların birçok alanda yerini yerli üretim gücüne bıraktığına dikkati çeken Görgün, konuşmasını şöyle sürdürdü:
"Bugün savunma sanayinde elde ettiğimiz birikim, dünyanın yakından takip ettiği bir süreç olarak tezahür etmeye başladı. Sadece maliyet etkin ve teknoloji etkin ürünlerimiz değil, dünyada savunma sanayi şirketleri sıralamasında ilk 100'e giren ilk 50'ye giren şirketlerimizin başarı hikayeleri, yönetsel olarak ortaya koyduğu performanslar, Savunma Sanayi Başkanlığımızın koordinasyonu eş güdümü bir model olarak aslında birçok ülke tarafından değerlendirilmektedir. Dolayısıyla bunları hangi yeni teknoloji olursa olsun, hangi konu olursa olsun biz en iyisini yapıp model oluşturabilme potansiyeline sahip bir birikimimizin olduğunu ifade etmek için paylaşıyorum. Yıllar içinde olgunlaşan bir mühendislik aklımız var. Derinleşen ekosistemimiz var ve her adımda pekişen bir tecrübemiz var. Dolayısıyla bu birikimler, bu geçmiş bizde bu özgüveni oluşturdu. İçinde bulunduğumuz çağ, kritik teknolojilerde doğru alana doğru zamanda yatırım yapanların milli egemenliğini teminat altına aldığı ve kendi iradesiyle bunu şekillendirdiği bir çağ olduğunu ifade etmeye çalışıyorum. Bu dönemde yalnızca ayakta kalmaya çalışmak, asla bir strateji olamaz. Biz özgün ürünleri geliştirmek ve bu özgün ürünler ve kritik kabiliyetlerde belirleyici aktörler olmak zorunda olduğumuzu bir kez daha ifade etmek istedim."
Milli Yetkinlik Hamlesi ve genç mühendislik gücü
SSB Başkanı Görgün, insan kaynağının önemine değinerek, bugünün ve geleceğin yetenek setini belirlemek amacıyla Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'ın onayıyla "Milli Yetkinlik Hamlesi" programını başlattıklarını hatırlattı.
Savunma sanayinin yaş ortalamasının 34 olduğunu ve bu rakamın gelişmiş ülkelere kıyasla en az 20 yıl daha genç bir kitleye işaret ettiğini bildiren Görgün, Türkiye'nin savunma sanayi ihracatında 11'inci sırada yer aldığı bilgisini paylaştı.
Görgün, teknolojinin hızlı ilerlemesi karşısında güvenlik güçlerinin ihtiyaç duyacağı sistemleri en hızlı ve maliyet etkin şekilde üretmek için gayret göstermeye devam edeceklerini sözlerine ekledi.
Kritik projeler için imzalar atıldı
Konuşmaların ardından etkinlik kapsamında stratejik öneme sahip projeler için imza törenleri gerçekleştirildi.
Bu çerçevede, "Süper İletken Kuantum İşlemci Birimi (QPU) Geliştirilmesi Projesi", "Navigasyon Amaçlı ve Denizaltı Tespiti için Kuantum Manyetometre Kullanımı ve Gösterimi (KERTERİZ) Projesi", "Savunma Sanayii Kuantum Teknolojileri Stratejik Yetkinlik Geliştirme İş Birliği Protokolü" ve "SSB Kuantum Algoritma Yarışması" için ayrı ayrı imza törenleri gerçekleştirildi.
Etkinlikte, SSB Kuantum Programı Tanıtım Sunumu, SSB AR-GE ve Teknoloji Yönetimi Daire Başkanlığı yetkilileri tarafından yapılırken, açılışı gerçekleştirilen Türkiye Kuantum Platformu'na ilişkin bilgilendirme yapıldı.
YÖK Başkanı Özvar: Kuantum alanında uzman akademik kadroların yetiştirilmesi önceliklerimiz arasında
Yükseköğretim Kurulu (YÖK) Başkanı Erol Özvar, Ankara'da düzenlenen Savunma Sanayii Başkanlığı Kuantum Programı'nın tanıtımında yaptığı konuşmada, Türkiye'nin son 20 yılda Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan liderliğinde savunma sanayi alanında tarihi bir dönüşüm gerçekleştirdiğini belirtti.
Türkiye'nin bu alanda küresel ölçekte etkin konuma ulaştığını ifade eden Özvar, "Sayın Cumhurbaşkanımızın liderliğinde yürütülen güçlü vizyon sayesinde savunma sanayimiz bugün yalnızca kendi ihtiyaçlarını karşılayan bir yapı olmaktan çıkmış, geliştirdiği ileri teknolojilerle küresel ölçekte bir aktör haline gelmiştir. Artık dünyanın farklı bölgelerine savunma sanayi ürünlerinin yanında savunma sanayi ekosistemini, teşkilat yapısını ve çalışma yöntemlerini de ihraç eden bir konuma ulaşmıştır." diye konuştu.
Savunma sanayisinde elde edilen başarıların Türkiye'nin bilim, teknoloji ve mühendislik kapasitesinin ulaştığı seviyeyi gösterdiğini vurgulayan Özvar, insansız hava araçlarından uydu sistemlerine, elektronik harp teknolojilerinden haberleşme altyapılarına, hava savunma sistemlerinden milli muharip uçağa kadar pek çok alandaki başarının Türkiye'nin yüksek teknoloji üretme kapasitesinin somut birer göstergesi olduğunu dile getirdi.
Özvar, savunma sanayisinde tam bağımsızlığa ulaşabilmek için mevcut teknolojilerin de ötesine geçilmesi gerektiğini belirterek, "Geleceğin kritik teknolojilerini geliştirebilmemiz gerekmektedir. Stratejik alanlarda dışa bağımlılığın azaltılması hatta tamamen ortadan kaldırılması, milli güvenliğimizin ve teknolojik egemenliğimizin temel şartlarından bir tanesidir." dedi.
Bugün teknolojik üstünlüğün yapay zeka, siber güvenlik, yarı iletken teknolojiler, ileri malzemeler ve kuantum teknolojileri gibi alanlarda elde edilen bilgi, kapasite ve yetkinliklerle şekillendiğine dikkati çeken Özvar, savunma sanayisinin geleceği ile üniversitelerin araştırma kapasitesi arasında doğrudan ve güçlü bir ilişki kurulmasının hayati önem taşıdığını dile getirdi.
Savunma sanayisinin ihtiyaç duyduğu bilgi, teknoloji ve insan kaynağının sürdürülebilir biçimde geliştirilmesinin ancak güçlü bir üniversite-sektör işbirliğiyle mümkün olabileceğini ifade eden Özvar, akademik bilgi ile uygulama tecrübesinin bir araya gelmesinin, araştırmaların ürüne, projelerin ise teknolojiye dönüşmesi ve nitelikli insan kaynağının yetiştirilmesi bakımından büyük öneme sahip olduğunu kaydetti.
YÖK olarak üniversitelerin Türkiye'nin kalkınma hedeflerine ve kritik teknoloji alanlarına daha fazla katkı sunmasını desteklediklerini ve savunma sanayinin bunların başında geldiğini aktaran Özvar, bu kapsamda 2023'te imzalanan çatı protokolün AR-GE ve ÜR-GE faaliyetlerinin güçlendirilmesi, nitelikli insan kaynağının yetiştirilmesi ve üniversite sanayi işbirliğinin geliştirilmesi için güçlü zemin oluşturduğunu söyledi.
Bu kapsamda savunma sanayi alanına yönelik hayata geçirilen çeşitli işbirliklerine ilişkin bilgi veren Özvar, şunları kaydetti:
“Savunma Sanayi Başkanlığımız ile yürütülen çalışmaların bir sonucu olarak bu yıl Ankara, Kırıkkale ve Hitit üniversitelerinde patlayıcı ve enerjetik malzemeler ön lisans programına ilk öğrencilerimizi alıyoruz. Ayrıca bu yıl Kırıkkale Silah Sanayi İhtisas Organize Sanayii Bölgesi içinde bir de Silah İhtisas OSB Meslek Yüksekokulunu açmış bulunuyoruz. Bahsi geçen ön lisans programı da burada bu sene faaliyete geçecektir. Bu yıl başlattığımız bu modeli savunma sanayimizin ihtiyaç duyduğu diğer alanlara da yaygınlaştırmayı ve önümüzdeki yıl yeni programlar açmayı da planlamaktayız.”
Bugün ise işbirliklerini geleceğin en stratejik teknoloji alanlarından biri olan kuantum teknolojilerine taşıdıklarını belirten Özvar, dünyada yaşanan gelişmelerin kuantum teknolojilerinin gelecek yıllarda savunmadan haberleşmeye, siber güvenlikten sağlık teknolojilerine kadar çok geniş alanda dönüştürücü etkiler oluşturacağının açık olduğunu dile getirdi.
Kuantum hesaplama, kuantum haberleşme ve kuantum algılama teknolojilerinin geleceğin stratejik rekabet alanları arasında yer aldığına işaret eden Özvar, bu teknolojilerin yalnızca ekonomik değil, aynı zamanda güvenlik ve egemenlik açısından da ülkeler için kritik öneme sahip olduğunu vurguladı. Özvar, "Bu nedenle ülkemizin kuantum alanında güçlü bir insan kaynağı ve araştırma altyapısı oluşturması bir tercih değil zorunluluktur." dedi.
Bu kapsamda YÖK olarak yüksek öğretim sisteminde kuantum teknolojilerine yönelik yeni programların açılması üzerinde çalıştıklarını bildiren Özvar, "Önümüzdeki dönemde lisans seviyesinde kuantum odaklı yeni programların hayata geçirilmesini planlıyoruz. Bu süreçte fizik bölümlerimizin birikiminden yararlanarak burada bazı programların dönüşümü ve yeniden yapılandırılmasına başladık. Bu anlamda ilk çalışmayı Gebze Teknik Üniversitesi ile başlattık. Bunun yanında yüksek lisans ve doktora seviyesinde yeni programların açılması, disiplinler arası araştırmaların teşvik edilmesi ve kuantum alanında uzman akademik kadroların yetiştirilmesi de önceliklerimiz arasında yer alacaktır." şeklinde konuştu.
Savunma Sanayii Başkanlığı, üniversiteler ve YÖK arasında imzalanan "Savunma Sanayi Kuantum Teknolojileri Stratejik Yetkinlik Geliştirme İşbirliği Protokolü"nün bu noktada önemli bir zemin oluşturduğunun altını çizen Özvar, protokole dahil edilen üniversitelerin tamamının kuantum teknolojileri ve ilgili alanlarda önemli araştırma kapasitesine ve kalitesine sahip olduğunu kaydetti.
YÖK Başkanı Özvar, üniversitelerin bu alandaki güçlü akademik birikimiyle Türkiye'nin kuantum ekosisteminin gelişmesine önemli katkılar vereceğini vurguladı.
Protokolün kuantum hesaplama, kuantum algılama ve kuantum haberleşme alanlarında nitelikli insan kaynağının yetiştirilmesini, eğitim programlarının geliştirilmesini, araştırma kapasitesinin güçlendirilmesini ve sürdürülebilir bir kuantum ekosistemi oluşturulmasını hedeflediğini aktaran Özvar, şunları söyledi:
"Protokol kapsamında ön lisanstan doktora seviyesine kadar eğitim programlarının geliştirilmesi, mevcut programların güncellenmesi, sertifika programlarının oluşturulması, disiplinler arası eğitim içeriklerinin hazırlanması ve araştırma merkezleri ile laboratuvar altyapılarının güçlendirilmesi öngörülmektedir. Ayrıca burslar, staj programları, araştırma projeleri, yaz okulları ve teknik etkinlikler yoluyla gençlerimizin bu alana yönlendirilmesi hedeflenmektedir."